YAZILARI

 

OYUN YAZARLIĞI ÜZERİNE SIKÇA SORULAN SORULAR

 

Son yıllarda yeni oyun yazarlarının kendini göstermesi, genç oyuncuların alternatif sahnelerde kendine alan yaratması ve yeni/özgün metinlerin sahnelenmesi oyun yazarlığına ilgiyi artırdı.

Bu yazıda, oyun yazarlığı üzerine sıkça sorulan soruları bir araya getirip cevapladım.

Elbette tiyatro alan bilgisine sahip olabilmek için kuramsal kitaplar da okumalısınız. Bununla birlikte yazacağınız oyunun kodlarının güçlü olabilmesi için çeşitli alanlarda kendinizi donatmanız gerekir. Edebiyat, psikoloji, sosyoloji, felsefe, politika ve çeşitli sanat dalları hakkında araştırma yapmaya ve düzenli okumaya başlamalısınız. İyi romanlar size derinlik kazandırır. Yazıyı okuyun…

YAZAR ADAYLARI İÇİN KİTAP OKUMA REHBERİ

 

Yazarlığı keşfetme sürecinin olmazsa olmazı iyi kitaplardır. Aklıyla okumayı bilen kişi iyi eserlerden ders almayı bilir; yazarın yazım biçimini, dil ve anlatım zenginliğini kavrar. Böylece her iyi kitap yazar adayının öğretmeni olur.

Bir kurumdan ya da kişiden eğitim almak elbette yazarlığı keşfetme sürecinin daha verimli olmasını sağlayabilir. Aynı şekilde yazım tekniklerini ve dilin inceliklerini anlatan kitaplar da size bu süreçte yol gösterir. Yine de, bu bilgiler ışığında, yazmak istediğiniz metinlerle baş başa kalacak ve sancılı bir süreç sonunda yazarlığı keşfedecek olan sizsiniz. Ne kadar okur, kendinizi eğitirseniz sancınız o kadar hafif olacaktır.

Bu yazıda yazar adaylarına rehberlik edecek kitaplara yer verdim. Kitapları olabildiğinde kategorilendirmeye çalıştım. Yayınevi adlarını bilinçli olarak yazmadım. Çünkü birçok kitabın yayınevi yeni basımlarla birlikte değişti. Yeni basımını kitabevlerinde, eski basımlarını sahaflarda bulabilirsiniz. Öncelikle internette arama yapmak ve kitaba nereden ulaşacağınızı öğrenmek daha sağlıklı olabilir. Yazıyı okuyun…

AĞVA’DA “KENDİNE HAS” BİR MEKAN

 

Pazartesi gecesi yazmak ve dinlenmek için İstanbul’dan kaçmaya karar verdim ve salı sabahı kendimi Ağva’da buldum. Buraya ilk kez geldiğim için konaklama konusunda sosyal medyada yardım istedim. Birkaç tavsiye geldi. Gözümle görmeden asla bir yere yerleşme kararı almadığım için, tavsiye edilen mekanlardan birini görmek üzere Göksu Nehri’ne doğru yola çıktım. İlk baktığım otelin hemen yanında inşaat çalışması olduğu için oraya yerleşmek istemedim. Nehir boyunca biraz daha ilerleyince rengarenk bir tabela beni karşıladı: Kendine Has Kafe Bar & Konukevi.

Güzel mi güzel bahçesine daldım, rengarenk çiçeklerle taçlanmış yolun sonunda nehri ve mis gibi iskeleyi karşımda görünce büyülendim. Handan Hanım karşıladı. “Burada aynı zamanda konaklanabiliyor mu?” diye sordum. Handan hanım “Evet.” dedi ve Mahmut Bey’e seslendi. Mahmut Bey önce beni bir süzdü sonra “Biz bu akşam İstanbul’a bir ziyarete gideceğiz ve iki gün sonra döneceğiz.” dedi. Oysa ben de iki günlüğüne gelmiştim. Tiyatrocu olduğumu, bir oyun yazmak için Ağva’ya geldiğimi söyleyince Mahmut Bey gülümseyiverdi. Çay ya da kahve ikram etmek istediğini söyledi. Yazıyı okuyun…

OYUNLARIMIN SAHNELENMESİYLE İLGİLİ KAMUOYUNA AÇIK MEKTUP

 

Ülkemizde oyun yazarının emeğini yok saymak normalleşmeye başladı. Bir oyunun yapım bütçesi belirlenirken yazara verilmesi gereken telif hakkı çoğunlukla listeye eklenmez. Bu emek sömürüsüdür ve bunun normalleştirilmesine engel olmak zorundayız!

Bu mektubun konusu olan diğer önemli sorun ise oyunların, özellikle eğitim kurumlarında, izinsiz/kaçak olarak sahnelenmesidir.

Özellikle çocukların ve gençlerin oynayacağı metinleri kitaplaştırarak yayımladım. Son üç yıl içinde benden izin alarak oyunumu sahneleyen on altı (16) okul tiyatrosu ya da sanat merkezi var. Onlardan ricam bir afiş ve oyundan iki fotoğraftı. Sadece dört (4) okuldan görsel geldi. Bunlar dışında Google’da oyunlarımın adını tarayıp görselleri ve oyun tanıtım metnini okuduğumuzda yüz dört (104) kurumun oyunlarımı izinsiz sahnelediğini tespit ettik. Bunlar elbette bilgisine ulaşabildiklerimiz. Bu yüz dört (104) kurumun sadece altısı (6) afişte ya da tanıtım metninde yazar olarak adıma yer vermiş. Onlar da iznimi almadı. Yazıyı okuyun…

BİR GÖRSEL ŞÖLEN: LOVING VINCENT

 

Sinema salonlarına girer girmez büyük bir ilgiyle karşılanan dünyanın ilk yağlı boya filmi “Loving Vincent”, Hollandalı ünlü ressam Vincent van Gogh’un bunalımlarla geçen son zamanlarını inceler. 

Vincent van Gogh’un Fransa’da, Paris’e 35 km uzaklıktaki Auvers-sur-Oise Köyü’ndeki ölümü sonrası, Arlens’te yaşayan ve postacı olan eski arkadaşı haberi alır. On yedi yaşındaki oğlu Armand’ı taziye mektubunu Van Gogh’un ağabeyi Theo’ya ulaştırması için görevlendirir. Armand Van Gogh’un tablosunu yaptığı bir gençtir. Paris’e ulaştığında Theo’nun da vefat ettiğini öğrenir ve mektubu vermek üzere bir akrabasını aramaya başlar. Bu arama sürecinde Van Gogh’un son günlerinde yaşadığı yalnızlığa ve bunalıma şahit oluruz. Yazıyı okuyun…

KARANLIKTA UYANANLAR FİLMİNDE ÇELİŞKİLER

 

Türkiye’de bir askeri darbeyle başlayıp yine bir askeri darbeyle biten 60’lar; köyden kente göç, gecekondu, siyaset, devrimci hareketler, idamlar, işçiler, TİP, sendika hareketi ve grevlerle geçti.

Tüm bu yaşananlar elbette sanatın diğer tüm dallarında olduğu gibi sinemada da yansımasını bulmuştur. Scognamillo’ya (2010: 169) göre Türkiye’de sadece 1965 yılında 214 film yapılmıştır. Bu filmlerden birçoğu toplumsal olayları tüm gerçekliğiyle konu edinmiştir. Metin Erksan’ın “Yılanların Öcü” ve “Susuz Yaz”, Halit Refiğ’in “Gurbet Kuşları”, Duygu Sağıroğlu’nun “Bitmeyen Yol”, Ertem Göreç’in “Otobüs Yolcuları” bu filmlerin başlıcalarıdır. Karanlıkta Uyananlar ise “toplumcu gerçekçi” filmlerden en önemlisidir.

Senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı, yönetmenliğini Ertem Göreç’in yaptığı 1965 yapımı film, işçi-işveren sorunlarını somut örnekleriyle anlatmaktadır. Metafor içeren adından da anlaşılacağı üzere film hem işe gitmek üzere güneş doğmadan uyanan hem de kapitalizmin sömürüsüne karşı uyanan işçileri anlatır. Yazıyı okuyun.

OYUNCULUK TARİHİNDE KADININ YERİ

 

Tiyatro toplumun aynasıdır, denir. Bu söze karşılık şu soruyu sormak yerinde olacaktır: Bu ayna tiyatro tarihi boyunca kadınları ne kadar ve nasıl yansıtmıştır?

Bu, özenle incelenmesi ve üzerine ciltler dolusu kitap yazılması gereken bir konudur. Bu araştırmamız, kadının oyunculuk tarihindeki yeri, mücadelesi ve bu süreçte yaşadığı sorunlar üzerine bir farkındalık yaratmak için yapılmıştır. Böylece, günümüzde, başta kadın oyuncular olmak üzere, kadın sanatçıların sanatta ve toplumda varlığının ne denli önemli olduğunu göstermeyi amaçlamıştır. Yazıyı okuyun.

OKUL TİYATROSU MANİFESTOSU

 

Dolu bir tiyatro salonu… Sahnede dört beş yaşlarında çocuklar… Çocuklardan biri yerde yatıyor; üzerine bayrak örtülmüş. Diğer çocuklar dizlerini döverek ve ağlıyormuş gibi yaparak “Gitti, öldü, şehit oldu.” diyor. Fondaki müzikte yoğun bir duygu sömürüsü… 

Bu sırada çocuklardan biri titreyerek yerden kalkıyor ve sahne gerisindeki duvara çarpana kadar geri geri gidiyor; gözü hep yerde yatan ceset rolündeki arkadaşında! Bir öğretmen hızla sahneye giriyor ve rolünden çıktığı için, korkuyla titreyen çocuğu, öfkeyle, sahne dışına sürüklüyor. 

Ölüm, ceset, şehit, bayrak, gözyaşı, hüzün… Dört beş yaşlarındaki çocukların bu kavramlarla işi ne?

Farklı yaş gruplarının, okul tiyatrosu adı altında, sahnelediği birçok “tehlikeli” oyun ve geçirdikleri “zararlı” süreç incelenmiş, son olarak da yukarıda anlatılan olaya şahit olunmuş ve “Okul Tiyatrosu Manifestosu”nu kaleme alma gereği duyulmuştur. Yazıyı okuyun.