Ay: Ocak 2019

Mustafa Preşeva ile “Kurgu ve Oyunculuk İlişkisi” Üzerine…

Mustafa Preşeva ile “Kurgu ve Oyunculuk İlişkisi” Üzerine…

Mustafa Preşeva ile 2015 yılında yaptığım bu söyleşi ilk kez “Sinema ve Tiyatro Oyunculuğu” adlı kitabımda yayımlanmıştı. Sinemada kurgu ve oyunculuk ilişkisi üzerine yaptığımız bu söyleşinin okuyucuya önemli bilgiler vereceğini düşünüyorum. İyi okumalar dilerim. Söyleşiyi okumak için tıklayın.  

Damla Özen ile “KarmaDrama ve Oyunculuk Eğitimi” Üzerine…

Damla Özen ile “KarmaDrama ve Oyunculuk Eğitimi” Üzerine…

Damla tiyatro ve  toplum için aralıksız emek veren bir mücadeleci. Togay’la birlikte açtıkları KarmaDrama’da sürekli üretiyorlar. Onları tanımanızı ve üretimlerini izlemenizi tavsiye ederim. Bu söyleşiyle de size ‘onları tanıma kapısı’nı açmış olalım. İyi okumalar dilerim. Kemal Oruç   Söyleşiyi okumak için tıklayın.   KarmaDrama 2018-2019 

Antonio La Cava ve Gezgin Kütüphanesi

Antonio La Cava ve Gezgin Kütüphanesi


Fotoğraftaki kişinin adı Antonio La Cava. Kendisi İtalyan ve bir ilkokul öğretmeni. Geçtiğimiz yıllarda emekli oldu. Ama bilgi ve sevgi yaymaktan vazgeçmedi. Aksine bu uğurda hayatını adadı. Üç tekerlekli motosiklet alan emekli öğretmen, taşınabilir bir kütüphane oluşturdu. Ve kilometrelerce yol yaptı. Öğrencileri ve insanları kitaplarla buluşturmaya hala devam ediyor.

 


EINSTEIN VE CHAPLIN

EINSTEIN VE CHAPLIN

Einstein, Charlie Chaplin’e der ki “Sizin sanatınızda takdir ettiğim nokta evrenselliğidir. Bir tek sözcük bile söylemiyorsunuz ama bütün dünya sizi anlıyor.” Chaplin “Doğru.” diye yanıtlar Einstein’ı, “Ama sizin zaferiniz daha da büyük. Sizin dediklerinizden hiçbir şey anlamamasına rağmen bütün dünya sizi takdir ediyor.”  

Hayvan Dostu Olmak Çok mu Zor?

Hayvan Dostu Olmak Çok mu Zor?

Zehirlenen, çivili mamalarla aldatılarak öldürülen hayvanlar size ne yaptı? Katlettiğimiz doğada, tükettiğimiz her yiyecekte, kirlettiğimiz sularda onların payını sömürdüğümüzü unutmayın! Hayvan dostlarımızı koruyun!  Bırakın hayvanlar yaşasın!

İhsan Yüce: Senarist, Şair, Yönetmen, Oyuncu

İhsan Yüce: Senarist, Şair, Yönetmen, Oyuncu


İhsan Yüce: Eşsiz bir şair, yönetmen, senarist ve oyuncu…

1929 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. İzmir Atatürk Lisesi’ni, sonra İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. Bir süre muhasebecilik yaptık. Sonra İzmir Halk ve Çocuk Tiyatrosu’nda ve Lale Oraloğlu Tiyatrosu’nda çalıştı.

Başta senelerdir izlediğimiz Kibar Feyzo filminin senaryosu olmak üzere 60’a yakın filmin senaryosunu yazdı. İhsan Yüce emekçiydi ve emekçiden yanaydı.  Faşo ağanın “Lo şurada 141, 142 başsınız lo!” repliğini esasen anayasanın 141 ve 142’nci maddelerine ithafen yazmıştır.


Ekmek Şarap Sen ve Ben

“Ekmek şarap sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe 
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir oğlanla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını

kıskandım Gogen’i Tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
Gogen’e,
kadere,
sana,
bana,
bir de gittiğin arabanın tekerine

ne diyordum arkadaş…
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini

sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
bazen kadın hamamında tellak…
bazen Christoph Colomb
Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri
Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi…
bir kere Aristo’nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum

eğer daha da içersem
Shakespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be Platon…
bir içsin de görsün…
ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu

ıslak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş…
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim…”

İhsan Yüce



Sahte Can Yücel Şiirleri

Sahte Can Yücel Şiirleri

İNTERNETTE SAHTE CAN YÜCEL METİNLERİ (GÜNCEL LİSTE) 10 Ağustos 2018 (Yaklaşık son on yıldır internette, sosyal medyada dolaşan “Can Yücel” imzalı ancak Can Yücel’in ne üslubunu ne ince alayını barındırmayan sahte metinler bir güncelleme de yapılarak aşağıda sıralanmıştır.) 1. Bağlanmayacaksın 2.Kadın Dediğin 3.Erkek Dediğin 4.Seninle 

Böyle Buyurdu Muhammet

Böyle Buyurdu Muhammet

“Adım Muhammet. On dokuz yaşındayım. Atık kağıtlar topluyorum ve Kızıla’dan Ulus’a kadar üç kez yürüyerek gidip geliyorum her gün. Beş arkadaşımla kalıyorum iki göz odalı bir evde. Onlar atık kağıt toplamıyor; Mevlüt inşaatta çalışıyor mesela, Hüseyin halde hamallık yaparken, Sidar ve Yunus ayakkabı boyacısı. Aramıza 

İnsan Ol!

İnsan Ol!


İNSAN OL!

“İnsan ol!”

Bu sözü ilk duyduğumda “Ne diyor?” demiştim. “Nasıl yani, insanız ya!”

“Yaratık olma sahnede, insan ol!”

Konservatuarın ilk yılındayım. Kimi hoca “Ağaç ol!” diyor. Sahnede duruyoruz, rüzgar esiyor hesapta, sağa sola eğiliyoruz. Aslında herkes aynı da, hoca kerameti kendinden menkul bir arkadaşımızı daha çok beğeniyor; biz de anlarmış gibi yapıyoruz. “Vay be, hakikaten Galip çok iyi ağaç oldu!”. Galip de gaza geliyor; ağaç olmuş nasılsa, üstüne dal budak salmaya çalışıyor. Bir de kuş yuva yaptı mı…

Kimi bizi daire yapıp oturtuyor; ortaya gözlerimizle tuğlalar koyup bina inşa ediyoruz. Konsantre içinmiş. Niyeyse hoca diyor ki “Bakın Bülent’e, ikinci katı çıkıyor!”. Biz o sırada yüksek konsantreden şaşılaşmış gözlerimizle daha temeldeyiz; helal olsun Bülent’e!

Başka bir hoca bize “İyi konsantre olunduğunda uçarsınız bile!” diyor. “Gık” diyene “Höt” diyip bu okuldan daha geçtiğimiz sene mezun olan oğlunu örnek gösteriyor. “Valla uçmuştu!”. Derin bir hüzün kaplıyor içimizi. Biz onun kadar iyi oyuncu olamayacağız!

Sahne dersleri başka bir alem. Hoca kimse, kendisini en iyi taklit eden, en başarılı oluyor. Hoca tonluyor, sonra öğrenci taklit ediyor. Hoca yürüyor, öğrenci taklit ediyor. Hoca “Gül!” diyor, öğrenci gülüyor. “Ağla!”; ağlıyor. Kimse “Yahu neden gülüyorum yada ağlıyorum” diye sormuyor, soramıyor. Sebepsiz yere gülemedin ya; hemen gülmenin tekniği öğretiliyor. “Köpek gibi solu! Hah, şimdi diyaframı sıkarak…” Okul “Pa – pa” sesleriyle inliyor.

Diğer bir hoca “Filme, dublaja gitmeyin, yakarım” diyor. Dediği gün öğleden sonraki sahne dersine gelmiyor. Ders boş olduğu için, para kazanmaya muhtaç olduklarından orada bulunan öğrencilere dublaj stüdyosunda yakalanıveriyor. Hocayı aynı sene oldukça sanatsal bir seks filminde de izlemiş, performansından pek gururlanmıştık.

Başka biri ise bize kitap isimleri yazdırıyor, hemen satın almamızı istiyor. Kitapların bir tanesi, öğrencinin bir aylık harçlığı… İyi giyinebilen, pahalı parfümler kullanabilen yakışıklı gençleri, güzel kızları özel öğrencileri olarak seçiyor, dostluk kuruyor; diğerlerine ise kötü davranıyor. Herhalde sıradan insanlardan şekilsel olarak da farklı olmamızın gereğini aşılamak içindi bu davranışları. Takmıştı epik tiyatroya.

* * *

“Hocam aslında role epik açıdan yaklaştığımda…”

“Çık oyna kızım, bırak epiği mepiği!”

Diğer hocalardan çok farklı olan biri ise öğrencilerine böyle derdi.

“Rolü kendi içinizden çıkarın!”. “Ben Hamlet taklidi istemiyorum, senin Hamlet’ini görmek istiyorum!”. Çoğumuz ne dediğini anlamazdık bile!

Öğrencilerini sıradan insanları anlamaya yöneltirdi. Bunun için de sıradan olabilmenin önemini sürekli vurgulardı. Hocanın davranışlarından bunu çıkarabilirdik de aslında, o zaman bizim için çok erkendi herhalde!

“İnsan ol!”

Sahnede “Ham hum” yapıp kendisinden önceki oyuncu neslini olanca yüzeyselliğiyle taklit ederek oyunculuğun bu olduğuna çoktan inandırılmış bilinçsiz çoğunluğu kolaylıkla kandırıp ün kazanmanın geçer akçe olduğu bir zamanda, o, öncelikle sıradan, yalın ve iyi bir insan olmayı başarabilirsek, çevremizi, kendimizi daha kolay keşfedebileceğimizi, oyunculukta ilk adımın bu olduğunu, böylece dünyanın ve yaşadığımız çevrenin sorunlarına duyarlı ve topluma daha yararlı bireyler olacağımızı söylemek isterdi.

Başka bir adamdı benim hocam.

İsteyene hemen borç verirdi mesela, ama parayı ne zaman geri alacağını da mutlaka sorardı. Vadesi geldiğinde çekinmeden isterdi; pintilikle suçlanırdı.

Rolü çıkarmakta zorlandığında kendisine bağırıp çağıran, sınıfı terk eden öğrencisine sıradan bir dostu gibi küfür edip arkasından giderek sınıfa aldığında ve rolü baştan çalıştırdığında, bu sefer korkaklıkla suçlanırdı.

Bazı öğrencilere kendi tiyatrosunda roller verirdi. İyi para ödemezdi. Adam kullanmakla suçlanırdı.

Yoksul, diğerleri tarafından itilip kakılan, çoğu aslında pek de yetenekli olmayan öğrencilere kucak açardı. Zorda kalanları evinde ağırladığı bile olurdu; ayrımcılıkla suçlanırdı.

Oysa bilgeydi o.

Aslında o yalın olduğu için bilgedir; bilge olduğu için yalın.

Öğrencilik bitip profesyonel yaşama geçtikten yıllar sonra basitlikle yalınlığın arasındaki kalın hattı aşabilenler, onu anlayabildi. Onu anlayan öğrencileri arasından da kasapta, bakkalda “Ben sanatçıyım” diye kendini tanıtan hiç çıkmadı. Hepsi de işleri bitip sahneden indiklerinde sıradan insanlar olarak, kendileri gibi sıradan olanların arasına karıştılar.

Mezuniyetimden bunca yıl sonra, güzel sesli, güzel insanların, kendilerine yapay ve gülünç bir tanrısal güç yüklenerek mezun oldukları ve öğrencilere diğer insanlardan farklı olduklarının sürekli işlendiği konservatuar ve diğer tiyatro okullarındaki kısır oyunculuk eğitiminin Türk tiyatrosunun başına açtıklarını açıkça görebilen biri olarak, diğerlerinden hiçbir farkı olmayan Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan mezun olmamla ilgili hiçbir mutluluk yada ayrıcalık duygusu yoktur içimde.

Ancak Müşfik Kenter’in öğrencisi olmaktan hep gurur duyarım.

Kemal Başar

Kaynak: www.tiyatrodunyasi.com


 

Bostancı Dolmuşunda Bir Köpek

Bostancı Dolmuşunda Bir Köpek

“Bostancı’daki Kadıköy dolmuş durağı. Dolmuşun plakası 34 TZB 14. Genç bir kız, kayışından tuttuğu köpeğiyle dolmuşa binip binemeyeceğini soruyor. Babacan şoför, ‘Gel, öne bin. Köpek daha rahat gider.’ diyor. Köpeğin ağzında ağızlık var. ‘Ağızlığı çıkar.’ diyor şoför, ‘Hava çok sıcak.’ Başka bir ülkeye ışınlandığımı sandım.